
Özkan GÜNGÖR
Türk Milletine Parmak Sallayan O El Kırılır!
Açık konuşayım; Pervin Buldan’ın o kürsüden millete parmak sallayarak savurduğu tehditleri, o küstah ve nobran tavrını asla unutamam! Şunu herkes bilsin; bu leke Türk milletinin hafızasından da asla silinmeyecek. Bu hadsizlik onurumuzda kapanmaz bir yara açmıştır ve şundan emin olun; bu ihanetin hesabı er ya da geç, ama mutlaka sorulacaktır! TBMM dediğimiz yer, Milli Mücadele’nin kalbinin attığı, "Egemenlik kayıtsız şartsız milletindir" sözünün vücut bulduğu en yüce makamdır. Ancak ne acıdır ki son yıllarda o mukaddes çatı altında şahit olduğumuz manzaralar, ifade özgürlüğü sınırlarını çoktan aştı. Artık resmen devletin kurucu felsefesine ve birliğimize karşı planlı, sistematik bir sözlü saldırı izliyoruz. Sırrı Sakık, Pervin Buldan ve benzerlerinin yaptıkları, öyle anlık öfkeyle söylenmiş sözler ya da münferit çıkışlar değildir. Bunlar, doğrudan ülkeyi bölmek için bilerek, isteyerek ve kasten yürütülen o kirli çalışmaların somut adımlarıdır.
Sırrı Sakık her kürsüye çıktığında Cumhuriyet tarihine "yüzyıllık karanlık" yaftasını yapıştırıyor; o şanlı dönemi sanki sadece bir katliamlar tarihiymiş gibi anlatıp duruyor. Bu dilin seçimi asla tesadüf değil. Asıl dertleri, Kürt kökenli vatandaşlarımızın gözünde Türkiye Cumhuriyeti'ni meşruiyetini yitirmiş bir yapı gibi göstermektir. İşin daha da vahim boyutu, bu ülkenin kurucusu Atatürk’e ve Türk Ordusu’na edilen o korkunç hakaretlerdir. "Generali olsanız ne yazar, it sürüleri" lafı, "Mustafa Kemal'in askerleriyiz" diyenlere karşı kusulan bu kin, sadece o sloganı atanlara değil, toplumun ortak değerlerine ve devletin bekasına yapılmış açık bir saldırıdır. Sakık’ın sürekli "Sizin Cumhuriyetiniz" diyerek devleti ötekileştirmesi de, zihinlerde yaratılmak istenen o hayali bölünmeyi derinleştirmekten başka bir şey değildir. Yine Pervin Buldan ise, meclisteki başkanvekilliği sırasındaki son olayda, vekillere "Haddinizi bilin!" diyerek parmak sallaması ve o üstten bakan kibirli tavrı unutulacak gibi değildir.
Tüm bu eylemlerin varacağı nokta bellidir: Türkiye’nin üniter yapısını, yani birliğini ve bütünlüğünü kelimelerle ve kavramlarla aşındırmak. Meclis çatısı altında inatla Kürdistan ve Kürt İlleri laflarını dayatmaları, Anayasa’nın ülkesi ve milletiyle bölünmez bütünlük ilkesine karşı yapılmış açık bir meydan okumadır. Buldan’ın başkanvekilliği sırasında bu bölücü ifadelere itiraz eden milletvekillerini "Haddini bil" diyerek susturması, aslında anayasal suç olan bir tanımı normalleştirme çabasından başka bir şey değildir. "Kürt siyasetçilerin hepsi Kürt oldukları için içeride" şeklindeki yalanıyla hukuku ırkçı bir mekanizma gibi göstermek ise, vatandaşın devlete olan güvenini sarsmayı hedefleyen sinsi bir psikolojik taktiktir.
Özetle, Meclis kürsüsünden duyduğumuz bu sesler demokratik bir muhalefet değil; doğrudan milli egemenliğimizi hedef alan bir bölücülüğün ayak sesleridir. Yapılan şey sadece ayrılıkçı bir dil kullanmakla sınırlı kalmamakta; Türkiye Cumhuriyeti'nin milli, egemen ve tarihi unsurlarına fiilen saldırılmaktadır. Dünyanın hiçbir ülkesinde devletlerin egemenlik yapısına yönelik bu tür sözlü saldırılar kabul edilemez ve edilmemelidir. En ağır şekilde karşılık verilmeli, asla müsamaha gösterilmemelidir! Bu tür eylemler, demokratik sistemin dayanağı olan diyalog zeminini zehirlemekte, toplumsal barışı hedef alarak devletin otoritesini aşındırmayı amaçlamaktadır. Dolayısıyla siyaset maskesi altına saklanan bu tehditlere karşı devletin ağırlığını koyması, vatanın birliği için gereken yapılmalıdır.



