Öğr. Gör. Dr. Taner EROL

Öğr. Gör. Dr. Taner EROL

Ekranın Arkasındaki Savaş

Bir zamanlar savaşlar tanklarla, toplarla ve ordularla yapılırdı. Bugün ise savaş meydanları değişti. Artık ekranlar var; telefonlar, tabletler, televizyonlar ve dijital platformlar… En önemlisi de bu araçların taşıdığı içerikler. Çünkü çağımızın en büyük mücadelesi, toprağı işgal etmekten çok zihni işgal etme mücadelesidir.

Bir toplumun geleceğini değiştirmek istiyorsanız önce onun hikâyelerini değiştirirsiniz. Kahramanlarını değiştirirsiniz. Aileye, anneye, babaya, çocukluğa, başarıya, özgürlüğe ve mutluluğa yüklediği anlamları dönüştürürsünüz. Bunu başardığınızda artık silaha ihtiyaç kalmaz. İnsanlar, farkına bile varmadan başkalarının ürettiği değerlerle düşünmeye, yaşamaya ve gelecek kurmaya başlar.

Bu nedenle bugün medya meselesini yalnızca televizyonculuk, sinema veya sosyal medya başlığı altında değerlendirmek büyük bir eksiklik olur. Çünkü klavyeyi kullanan, kalemi tutan, senaryoyu yazan ve kamerayı yöneten el; yalnızca bir hikâye anlatmıyor, aynı zamanda bir dünya görüşü inşa ediyor. Her içerik, bilinçli ya da bilinçsiz şekilde belirli bir insan tipini, belirli bir aile modelini ve belirli bir hayat anlayışını görünür kılıyor.

Asıl üzerinde durulması gereken soru da budur: Üretilen içerikler nasıl bir toplum tasavvurunu besliyor? Hangi değerleri güçlendiriyor, hangilerini zayıflatıyor? Çünkü doğru teşhis yapılmadan doğru tedaviye ulaşmak mümkün değildir.

Bugün karşı karşıya bulunduğumuz en önemli meselelerden biri, dijital dünyanın gençler üzerinde oluşturduğu yalnızlaşmadır. Saatlerce ekran başında geçirilen zamanın ötesinde, maruz kalınan içeriklerin zihinsel ve kültürel etkisi üzerinde daha fazla düşünmek zorundayız. İnsan, sadece gördüğü görüntülerden değil, tekrar tekrar karşılaştığı fikirlerden, sembollerden ve rol modellerden de etkilenir. Medya bu yönüyle yalnızca bilgi aktaran bir araç değil, aynı zamanda güçlü bir sosyalleşme mekanizmasıdır.

Toplumların ayakta kalmasını sağlayan temel kurumların başında aile gelir. Aile, yalnızca aynı çatı altında yaşayan bireylerin oluşturduğu bir yapı değildir; kültürün, hafızanın, ahlakın ve aidiyetin kuşaktan kuşağa aktarıldığı en güçlü okuldur. Bu nedenle aile kurumunda yaşanan her dönüşüm, yalnızca bireysel değil, aynı zamanda toplumsal sonuçlar doğurur. Medyada işlenen anlatılar da bu dönüşüm üzerinde etkili olabilecek unsurlardan biridir ve bu etkinin dikkatle değerlendirilmesi gerekir.

Peki çözüm nedir?

Çözüm, sadece yasaklamak değildir. Yasaklar çoğu zaman geçici sonuçlar doğurur. Asıl ihtiyaç duyulan şey, medya okuryazarlığını güçlendirmek, çocuklara ve gençlere eleştirel düşünme becerisi kazandırmak, aileyi bu sürecin merkezine yerleştirmek ve eğitim sistemini dijital çağın gerçeklerine göre yeniden değerlendirmektir.

Aynı zamanda alternatif üretmek zorundayız. İnsanlara sadece "bunu izleme" demek yetmez; izleyebileceği daha nitelikli içerikler sunmak gerekir. Çizgi filmden sinemaya, dijital platformlardan belgesellere kadar her alanda estetik değeri yüksek, kültürel derinliği bulunan ve insanı zenginleştiren yapımların çoğalması büyük önem taşımaktadır. Bunun yolu da senaristten yönetmene, yapımcıdan akademisyene kadar nitelikli insan kaynağı yetiştirmekten geçmektedir.

Bu mücadele yalnızca devletin, yalnızca RTÜK'ün veya yalnızca eğitim kurumlarının omuzlarına bırakılamaz. Aile, okul, üniversite, medya sektörü, sanat dünyası ve sivil toplum aynı hedef doğrultusunda hareket etmedikçe kalıcı sonuç elde etmek kolay olmayacaktır. Çünkü medeniyetler sadece sınırlarını koruyarak değil; yetiştirdikleri insanla, ürettikleri sanatla, güçlendirdikleri aile yapısıyla ve gelecek nesillere aktardıkları kültürel mirasla ayakta kalırlar.

Bugün ekranların karşısında verilen mücadele, aslında teknolojiye karşı verilen bir mücadele değildir. Asıl mesele, teknolojiyi hangi değerlerle buluşturduğumuzdur. Medya, doğru kullanıldığında bir toplumun hafızasını güçlendiren, kültürünü taşıyan ve ortak geleceğini inşa eden önemli bir imkândır. Ancak aynı araç, farklı amaçlarla kullanıldığında toplumsal dönüşümün en etkili vasıtalarından biri hâline de gelebilir.

Bu nedenle mesele ekran değildir; ekranın arkasındaki zihniyettir. Geleceğimizi belirleyecek olan da tam olarak budur.

                               

 

 

Önceki ve Sonraki Yazılar